"Yakınımdaki Doğa" keşiflerimizde bu hafta rotalarımızın biraz dışına çıktık ve sitemizin "Özel Keşifler" serisi için direksiyonumuzu Karadeniz'in o sarp ve hırçın coğrafyasına, Giresun'un iç kesimlerine çevirdik. Hedefimizde, bir dağın zirvesine adeta bir taç gibi oturtulmuş, bulutlarla arkadaş olan o heybetli yapı vardı: Şebinkarahisar Kalesi.
İlçeye yaklaşırken vadinin tabanından başımızı kaldırıp o devasa bazalt kayalıkların üzerine inşa edilmiş kaleyi ilk gördüğümüzde, "Oraya nasıl çıkacağız?" diye düşünmeden edemedik. Ancak doğayla bütünleşmiş bu tarihi zirveye ulaşma fikri, tüm yorgunluğumuzu daha yola çıkmadan unutturdu.
Nefes Kesen Bir Tırmanış ve Kayalardaki Tarih
Kalenin eteklerine aracımızı bırakıp o meşhur taş merdivenleri tırmanmaya başladığımızda, bu rotanın sıradan bir turistik geziden çok, gerçek bir doğa yürüyüşü (trekking) performansı gerektirdiğini anladık. Kayalara oyulmuş dar basamaklardan yukarı doğru çıkarken, bastığımız her taşın, dokunduğumuz her duvarın Roma'dan Selçuklu'ya, oradan da Osmanlı'ya uzanan binlerce yıllık bir sessizliğe şahitlik ettiğini hissetmek büyüleyiciydi.
Yükseldikçe havanın değiştiğini, vadiden kopup gelen rüzgarın sertleştiğini tenimizde hissettik. Bu zorlu tırmanış sırasında sık sık duruklayıp, doğanın bu sarp kayalıkları nasıl şekillendirdiğini ve insanın bu vahşi doğaya nasıl böyle muazzam bir yapı entegre edebildiğini hayranlıkla izledik.
Zirvedeki Ödül: Kelkit Vadisi Ayaklarımızın Altında
Nihayet son basamağı da aşıp kalenin en üst noktasına ulaştığımızda, yüzümüze çarpan o keskin Karadeniz rüzgarıyla birlikte karşımızda açılan manzara, döktüğümüz her damla tere değdi. Devasa Kelkit Vadisi, yeşilin ve sarının binbir tonuyla ayaklarımızın altında adeta bir deniz gibi uzanıyordu.
Kalenin burçlarında oturup, aşağıda küçücük kalan evleri ve kıvrılarak akan nehir yataklarını izlerken, gökyüzünde süzülen şahinlerin çığlıklarından başka hiçbir ses duymuyorduk. Şebinkarahisar Kalesi, sadece tarihi bir kale değil; insanın doğanın gücüne ve yüksekliğe duyduğu saygının en güzel anıtlarından biri. Eğer yolunuz Giresun taraflarına düşerse ve "Şöyle ciğerlerimi temiz havayla dolduracağım, biraz efor sarf edip bulutların üzerine çıkacağım bir yer arıyorum" derseniz, bu kartal yuvası sizi bekliyor.
Zirveye ulaştığımızda, o devasa taş duvarların arkasında sadece boş bir düzlük değil; doğanın çetin şartlarına meydan okuyan, yüzyıllar boyunca binlerce insana ev sahipliği yapmış küçük ve gizli bir şehir yattığını gördük. Şebinkarahisar Kalesi'nin iç kısımlarını keşfederken karşılaştığımız ve bizi en çok etkileyen detaylar şunlardı:
Kayalara Oyulmuş Hayat Kaynağı: Su Sarnıçları
Kalenin içinde gezinirken en çok dikkatimizi çeken yapı, doğrudan ana kayaya oyulmuş devasa su sarnıçları oldu. Bulutların üzerindeki bu sarp kayalıkta su kaynağı bulmak imkansız olduğundan, geçmişteki ustalar yağmur ve kar sularını toplayacak bu dahiyane sistemi kurmuşlar. Sarnıçların derinliğine bakarken, kuşatma altındaki askerlerin bu sularla nasıl aylarca hayatta kaldığını gözümüzde canlandırdık.
Uçurumun Kenarındaki Burçlar ve Surlar
Kalenin özellikle Kelkit Vadisi'ne bakan uçurum kenarlarında, hala heybetini koruyan kalın sur kalıntıları ve gözetleme kuleleri (burçlar) bulunuyor. Bu burçların taş mazgallarından aşağıya bakarken, yüzümüze çarpan o dondurucu Karadeniz rüzgarı, geçmişte burada nöbet tutan askerlerin doğayla nasıl bir mücadele verdiğini iliklerimize kadar hissettirdi.
Yıkık Taş Evler ve Gizli Tüneller
İç kalenin güvenli düzlüklerine doğru ilerlediğimizde, sadece askeri yapıların değil; erzak depolarının, eski ev temellerinin ve ibadethane kalıntılarının arasından yürüdük. Burası sadece bir savunma hattı değil, bildiğiniz bir yaşam alanıymış. Ayrıca, yerel kaynaklardan okuduğumuz ve bazı taş çöküntülerinde izlerini aradığımız, kaleden aşağıdaki dere yatağına gizlice su taşımak için kazılmış dehlizlerin (tünellerin) varlığı da buranın gizemini bir kat daha artırıyordu.
Kısacası kalenin içi, sert kayaların insan zekasıyla nasıl yaşanabilir bir yuvaya dönüştürüldüğünün muazzam bir kanıtıydı.
Bu tarz sarp kayalıklara inşa edilmiş tarihi yapıların mimari zekası mı daha çok ilginizi çekiyor, yoksa bu duvarlar arasında yaşanmış kuşatma efsaneleri mi?
"Not: Kale tırmanışı oldukça dik ve yer yer kaygandır. Mutlaka altı tutunan, iyi bir trekking (doğa yürüyüşü) ayakkabısı giyin. Zirve yaz aylarında bile çok rüzgarlı olabildiğinden çantanızda ince bir rüzgarlık bulundurmayı ve su almayı unutmayın."