"Yakınımdaki Doğa" keşiflerimizde bu hafta, İstanbul’un yanı başında olup da kendimizi bambaşka bir coğrafyada hissettiğimiz o meşhur rotaya, Saklı Göl’e çevirdik direksiyonumuzu. Şile’nin Karamandere Köyü sınırları içinde yer alan bu doğa harikası, ismiyle müsemma; ormanın derinliklerinde, sükunetin tam kalbinde bizi bekliyordu.
Karamandere’nin virajlı ama keyifli yollarından geçip göle ulaştığımızda, bizi karşılayan o durgun su yüzeyi ve üzerine düşen ağaç gölgeleri tüm yorgunluğumuzu bir anda sildi.
Doğanın Ortasında Bir Kahvaltı Sofrası
Göl kenarına vardığımızda ilk durağımız, suyun üzerine uzanan ahşap iskeleler oldu. Burada yaptığımız göl manzaralı kahvaltının tadı hala damağımızda. Suyun hemen üzerindeki masalarda, ördeklerin usulca süzülüşünü izlerken içtiğimiz o sıcak çay, şehir hayatının ne kadar uzağında olduğumuzu bize bir kez daha hatırlattı. Saklı Göl aslında yapay bir baraj gölü olsa da, zamanla doğayla öyle güzel bütünleşmiş ki, kendinizi tamamen el değmemiş bir ekosistemin içinde hissediyorsunuz.
Orman Terapisi ve Yürüyüş Rotaları
Kahvaltının ardından gölün çevresini saran yürüyüş parkuruna daldık. Toprak kokusunu içimize çekerek yaptığımız bu yürüyüşte, gölü her açıdan fotoğraflama şansı bulduk. Yol boyunca bize eşlik eden kuş sesleri, "orman terapisi" (Shinrin-yoku) denilen o iyileştirici gücü iliklerimize kadar hissettirdi. Parkur ne çok zorlayıcı ne de çok kısa; tam kararında, her yaştan doğaseverin keyif alabileceği bir tempoda.
Suyun turkuazdan yeşile dönen rengi, çevredeki dik yamaçlar ve sık orman dokusuyla birleşince, Saklı Göl bize her mevsim farklı bir hikaye anlatacağını fısıldadı. Biz oradayken doğa tüm yeşiliyle parlıyordu ama sonbaharda buradaki renk cümbüşünün ne kadar büyüleyici olacağını hayal etmek bile bizi heyecanlandırmaya yetti.
Eğer siz de hafta sonu için "yakınlarda nereye gitsek?" diye düşünüyorsanız, Saklı Göl’ün o huzurlu kollarına kendinizi bırakmanızı şiddetle tavsiye ederiz.